kfnrht
Neden / Nedir

Biz Türklerin Çay ile Tanışması

"İnsan vücudunun %70'i sudur" derler. Bence o insanın uyruğuna göre değişir. Mesela biz Türklerin %30 u çaydır. Sabah kahvaltısında, günün belli belirsiz saatlerinde, akşam yemeğinden sonra, kötü alışkanlıklarla birlikte ve daha nice sebeplerle çay içeriz. Bazen içimiz ısınsın diye, bazen randevuya geç gelen arkadaşımızı beklerken hep elimizdedir cam bardakta çay. Sanki Türklerin tarih sahnesine çıktığı ilk günden beri çay bardakları hep elinde zannederiz. Peki gerçekte bu böyle mi? Mesela ilk çay içen Türk kimdir?

Kimin aklına gelir çayı sıcak su ile buluşturmak?

Övgünün büyük kısmını çayı sıcak su ile buluşturarak, bugünkü adıyla "demleyerek" içen insanlar hakediyor. Gerçi bilerek yapılmış bir eylem değil. Efsaneye göre çayın (demlenmesi) ilk keşfi Çin İmparatoru Shen Nung’ın hizmetlilerinden birisinin bahçede su kaynatırken bir yaprağın kaynayan suyun içine düşmesiyle başlıyor. Yaydığı kokunun imparatoru etkilemesiyle birlikte imparator, tadını da denemek isteyince aldığı lezzet çayın bugünlere kadar ulaşmasına neden oluyor.(NOT: Yazının bu bölümünden sonra bir çay molası verdim)

Avrupa'ya geliş hikayesi

İngilizler 17. yüzyılda çay ile tanışırlar. Sakinleştirici ve dinlendirici özelliğini fark etmeleri çok uzun sürmez. Uzak Doğu'dan gelen bu bitkiyi gündelik hayatlarının tam ortasına sokarlar. (İngilizlerin çay alışkanlıklarında anlayamadığım şey çaya neden süt kattıkları. Nasıl bir alışkanlık bu?) İngilizler "bu işten para kazanırız biz" diyerek Assam(Hindistan) ve Seylan Adasında(Sri Lanka) çay bahçeleri oluştururlar. Hasatları da deniz üzerinden Avrupa'ya getirirler. (Çay piyasası kuran İngilizlerin İran' a şeker satma hikayesini daha önce anlatmıştım. O daha da ayrı enteresan bir konu. Tavsiyedir, okumalısınız.)

Çay Türklerle, Türkler çayla tanışıyor

Osmanlı’da çay yetiştirmeye yönelik bilinen ilk ciddi girişim Sultan II. Abdülhamid dönemine rastlıyor. 1787 yılında dönemin Ticaret Nazırı, Esbak–ı İsmail Paşa’nın aracılığı ile Çin’den getirilen çay fidanları ve tohumlarının Bursa’da ekildiği anlatılıyor ancak ekolojik koşulların uygun olmaması nedeniyle sonuç alınamadığı belirtiliyor. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde daha sonra bulunan ve Osmanlı’da çay tarımına ilişkin ilk arşiv belgesi olarak kabul edilen belgede ise, tohumların Japonya’dan getirtildiği yazıyor. Daha sonra ise İngilizlerin çay bahçelerini bol yağış alan bir yerde kurduğu göz önüne alınıyor ki, 1917 yılında, zamanın Halkalı Ziraat Mektebi Alisi müdür vekili ve botanikçi olan Ali Rıza Erten yapmış olduğu teknik çalışmalar sonucunda 16.02.1924 tarihinde #Rize’de çay yetiştirilmesi için mecliste girişimlerde bulunuyor ve günümüz #çay üretiminin temelleri bu şekilde atılmış oluyor. 1947’ de kurulan ilk fabrika ile üretim hızlanıyor. 

İlk çay içen Türk

Türklerin, Anadolu’ya gelmeden önce Orta Asya’da çayla tanıştıkları tarih kitaplarında yazıyor. Kazan Tatar Türklerinden dil islahatçısı, Abdül’l-Kayyûm Nâsırî, “Fevakihü’l–Cülesâ” adlı eserinde, 12. yy’da Kazakistan’da yaşayan Türk şair Hoca Ahmet Yesevi’nin çayı içen ilk Türk olduğunu anlatıyor. Nâsırî, Hoca Ahmet Yesevi’nin misafir olduğu Türkmen komşunun evinde içtiği sıcak çayın yorgunluğunu giderdiğini ve “Hastalarınıza bundan içirin ki şifa bulsunlar” diye dua ettiğini yazıyor.

Çay yokken ne içiyorduk?

Osmanlı zamanında çaydan ziyade kahve tüketimi sözkonusuydu. Ancak savaşların da etkisiyle Yemen'den gelen kahvenin günden güne pahalı bir içecek haline geldiğini de belirtmekte fayda var. Aslında kahve kültürümüzde çaydan çok daha eski bir içecek.

Çernobil faciasının çay üzerindeki etkisi.

26 Nisan 1986 da Ukrayna/Kiev de meydana gelen Çernobil faciası sebebiyle o dönemde Karadeniz bölgesinde yetişen tarım ürünlerinin özellikle de çayın tüketilmesinin tehlikeli olduğu gündeme gelmiştir. Keza Karadeniz Bölgesindeki kanser sebepli ölümler bu facianın sebebi olarak gösterilir. Çernobil sonrasında hafızalara kazınan bir başka olay da, dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral’ın medyanın gözü önünde çay içerek çayda tehlike olmadığını vurgulamak istemesidir. (Not: Cahit Aral 88 yaşında kalp yetmezliği sebebiyle vefat etti.)

O artık sıcak bir içecekten çok daha fazlası.

Çay hayatımızın öyle bir yerinde ki artık çay romantizmi diye birşey var. Mesela;

"İki #çay söylemiştik orda biri açık, keşke yalnız bunun için sevseydim seni"

Cemal Süreya

"Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer"

Can Yücel

“Biz, çayın yalnızlığa iyi gelen tarafını da severiz. Avuçlarken ince belli bardağı, hücrelere kadar hissettiren sıcaklığında unuttuk yalnızlığı.”

Oğuz Atay

 

 
kfnrht

Tepkiniz?

Müthiş
Haha!
Beğendim
Vay canına!
Üzüldüm
Bu ne?

Yanıtlayın

E-posta adresiniz gösterilmeyecek. İşaretlenen gerekli alan *

HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Lost Password

Register

Share This

Beğendiniz mi?

Bu içeriği arkadaşlarınızla paylaşın.